15 Eylül 2014 Pazartesi

Makedonya: Ohri

By

Geçen sene tam bu sıralar Makedonya'daydım, yazmak bugüne kısmetmiş :)Makedonya'ya gitme kararını hiç hesapta yokken verdim. Tatil yapmayı ve başımı dinlemeyi istiyordum ve Asos'u gözüme kestirmiştim fakat Konaklama ve yemek masrafından dolayı Makedonya'nın daha ucuza gelebileceğini düşündüm ve vizesiz olmasının da etkisiyle uçak biletini aldım. 5 günlük tatilde 3 gece Ohri, 1 Gece de Üsküpte kalmaya karar verdim. Şimdi Ohri:

Türkiye'den Ohri'ye uçak olmadığı için önce Üsküp'e ordan da otobüsle Ohri'ye gitmek gerekiyor. Havaalanından belediye otobüsü gibi bir otobüsle terminale kadar gidebilirsiniz. Terminal'den de direkt Ohri bileti alabilirsiniz. Çok fazla beklemeden yaklaşık yarım saat içinde Ohri otobüsüne bindim. Üsküp'ten Ohriye yol yaklaşık 3 saat sürüyor ve yeşile yeşil diyorsunuz, vakti zamanında Tito'nun her yeri ağaçlandırma çalışması gerçekten işe yaramış. Gidilesi, görülesi. Ohri, Makedonya Arnavutluk sınırında bulunan Ohri Gölü kıyısında kurulan güzel bir şehir. Deniz gibi göl Ohri, yazın tatile geleni de oldukça fazla oluyormuş. Ege kasabası diye tarif ettikleri şehirlerden, hristiyanların yanı sıra müslüman Türk ve arnavutlar da var şehirde.
Ohri'ye gitmeden hostelimi hostelworld'den ayarlamıştım. En fazla yorumlunun otomatik birinci çıkacağını düşünerek daha sonra gelen hostellerden Robinson Sunset House'u seçtim iyi ki seçmişim. Hostel, Ohrinin biraz dışında Lagadin'de taksiyle 10 lira civarında tutuyor. Gölün hemen yukarısında ağaçların arasında bir aile işletmesi ve hem temiz hem sahipleri oldukça güler yüzlü. Kesinlikle tavsiye ederim. Almanya'da Der Spiegel'de de yer almış hostelde dergi haberinden dolayı direkt burayı seçenler de vardı.



Balık da tutmaya çalıştım ama olmadı :)




Kiliselerin çokluğundan dolayı Balkanların Kudüsü denilirmiş Ohri'ye, 365 tane kilise varmış ve her güne bir kilisemiz var diye espri yaparlarmış. Kiliseler hala var ve oldukça güzel yapılar ama o eski dindarlık devam ediyor mu o konuda çok bir fikrim yok. Merkezde yürüyerek bir çok kiliseye gidebilirsiniz.


Ayasofya
Her kilise bir azizin adına yapılır ve girişinde o azizin resmi olurmuş. İstanbul'da, Ohri'de ve Ukrayna'da yer alan Ayasofya Kiliseleri aynı aziz adına yapılmış. Ayasofya, Osmanlı zamanında camiye dönüştürülmüş ve daha sonra tekrar kilise yapılmış. Cami olduğu döneme ait yalnızca küçücük bir çini parçası kalmışç Kilitli kısmı gezmek istediğimde Türk olduğumu öğrene görevli kız, Türklerin genelde sadece küçük çiniye bakıp "Atalarımız buralara gelmiş, cami yapmışlar" dedikten sonra gittiklerini söyleyip benim merakımın onu şaşırttığını söyledi. Fotoğraf http://www.off-the-path.com
Ayasofya'dan sonra yukarıya doğru devam ederek  Antik tiyatroya ulaşıyoruz. Sanırım yazın konserler vs veriliyordur ve eminim izlemesi muazzam eğlenceli oluyordur çünkü Antik tiyatronun tribünleri direkt göle bakıyor ve manzara seyri için yanınızda kitap varsa kitap okumak için çok güzel bir yer.

Antik Tiyatrodan çıktıktan sonra çeşitli kiliselerden toplanan ikonların sergilendiği Ohrid İkonları müzesine göz attım.
Ohri Kalesine çıkıp sana dün bir tepeden baktım aziz Ohri demek ve göle uzun uzun bakmak isterseniz kiliseleri gezdikten sonra Kale'ye de çıkın! 
Plaosnik görüntüsü çok güzel ama içi çok küçük bir kilise, dışardan baksanız da olur.

St jovan kilisesinin konumu bizim ortaköy camii gibi, küçük bir kilise. açtırmak için görevliyi bulmak gerekti.


Kiliseler bittiğine göre dönüşte Ohri'de yaşayan Türk nüfusun kahvesine oturup en az üç çay içebilir, tost yiyebilirsiniz.


Çarşıyı gezerken Papirüs müzesini görürsünüz mutlaka, eski teknikle kağıt imalatını görebilir siparişle özel baskılar yaptırabilirsiniz. Sanırım Türkler çok gittiği için hazır Atatürk resimli baskılar vardı burada.
Ohride Türkler:
Çok fazla Türk kalmamış ama yine de yukarda da görüldüğü gibi %5 civarında bir Türk nüfus var, camiler var ve çarşıda Türkçe konuşarak da anlaşabileceğiniz dükkanlar var zaten merkezde Türk çarşısı olarak adlandırılan bir yer de. Hem Türklerden hem Osmanlı izlerinden Ohri de biraz Türkiye esintisi de hissediyorsunuz.

Bu Hacı Durgut Camiinin minaresi, rivayet oymuş ki bu bir haç şekliymiş ve yapılan birkaç minare yıkılınca ustasının rüyasına giren derviş minareye haç koyarsa yıkılmayacağını söylemiş ve gerçekten de yıkılmamış işte. 

Yemek:
Yemek konusuna gelince kahvaltıları ve iki akşam yemeğini pansiyonda yediğim için mekan önerim olmayacak, bir kez pizzacıda bir kez Türk lokantasında yedim. Baya çok pizzacı var, Türk çarşısı olarak denilen bölgede de birkaç yer var. Fiyatlar genel olarak uygundu. Robinsonda değilde merkezde kalsaydım daha fazla önerim olabilirdi sanırım.

Yapamadıklarım:
Evereste tırmanan ilk Makedonyalı kadın olan İlina Arsova pansiyona komşu bir pansiyon işletiyor ve trekking ve Sveti Naum Manastırı ziyareti programı yaptık ama yağmurdan dolayı yapamadık. Giderseniz hem ilinayı arayıp bulabilir hem de trekking programlarına katılabilirsiniz.

4 gecenin sonunda gayet memnun bir şekilde Üsküp'e doğru hareket ettim, onun yazısını da umarım kısa sürede yazarım.Size iyi gezmeler:)

0 yorum:

Yorum Gönder

Popüler